Henüz kurulmamış olanın inşası için…

İnsanı, diğer canlılardan ayıran temel özelliğinin aklını kullanarak düşünebilmesi ve buna bağlı “yapma/yapabilme” becerisi olduğu söylenebilir. Doğaya, diğer canlılara ve hatta birbirimize yönelik üstünlüklerimizi aklımız bağlamında yapabildiklerimizle ölçmekteyiz. 3.3 milyon yaşındaki Lomekwi aletlerini, sonrasında ise 2.6 milyon yıl öncesine tarihlenen Oldowan aletleri ve 500 bin yıl öncesinde Paleolitik dönem’de Homo Erectus’a Acheuleen aletleri ürettiren yapabilme yeteneğimiz tüm insanlık tarihini bilimden, mimariye, sanattan, felsefeye, her alanda nesnel veya düşünsel karşılıklar ile donatmıştır . Fikirlerimizi dönüştüren bilinçli eylemlerimiz olarak “yapabilme” yeteneğimiz sayesinde yaşamın her alanında sayısız arkifakt üretebiliyoruz ve bu sayede her zorluğun üstesinden gelebiliyoruz.

Madde ve gereklilikler ile fikirlerimizin ara kesitinde varlık bulan artifaktlar maddeyi işleyerek dönüştürebilmenin bilgisini ve yapım tekniğine ait incelikleri barındırmaktadır. Bilgi ve tekniğe dair her şey, ahşabın, toprağın veya bir kaya parçasının kullanışlı bir nesneye nasıl dönüştüğünün sorgusundan elde edilebilir. Bir artifaktın üzerinde ne tür bir bilginin kayıtlı olduğu; onun neden veya nasıl üretildiği ve varlığa gelirken onu biçimlendiren teknikler bu sorgulamanın temel alanlarıdır. Gördüğümüz her bir insani yaratı, insanın aklının ve bundan kaynaklanan becerisinin somutlaşmış bir göstergesine tanık olmaktır. Çünkü insan aklını maddeyle buluşturmuş, bunlardan nasıl faydalanacağını düşünürken gittikçe gelişmiştir. Böyle bir yaklaşım ile insanoğlu artık ham maddeyi sadece içgüdüsel olarak veya ilkel ihtiyaçları için kullanmadığı, bilinç ve farkındalıkla daha ayrıntılı aletler de meydana getirebildiği düşünülebilir. Maddeden nesneye uzun bir zamanda gelişen süreç göz ardı edilmeyecek kadar çok bilgi, teknik ve deneyimi barındırmaktadır. Aşölyen balta, bir kaya parçasının elin yapabildiklerinin daha fazlasını sağlanması olarak, insanoğlu için bir kazançtır ve bu sayede doğaya karşı diğer canlılara göre daha bir üstünlük kazanılmıştır. Zaman içinde bu taş parçasının ucuna bir ahşap parçası eklenmesi bedensel yeteneklerin fark edilmesi ve nesneye aktarılması olarak teknik bir dönüşümdür. Yine zaman içinde taşın yerini dökme metalin alması başka bir aşamadır. Birkaç cümlede geçtiğimiz bu gelişim sürecinin birkaç bin yıl sürdüğünü düşünüldüğünde, Aşölyen baltanın nesnel evriminden, doğa-beden-gereklilikler bağlamında çeşitli değişimler olduğu; nesneyi üreten bilginin ve yapım tekniğin dönüştüğünden söz edilebilir. Nesneyi oluşturan madde, maddeye yönelik bilgi ve onun gereklilikler bağlamında yapısal içeriğini farklı tekniklerle üretilmesi dünyayı kavrayışımızda ve teknik olanla temas aralığımızdaki farklılaşmalara/gelişmelere işaret ediyor.

Nesneye ait bilginin ve yapım tekniğinin kavranması ya da nesne üzerine kayıtlı bilgi ve yapım tekniğine yönelik içeriğin anlaşılması bugün kimse için önemli bir sorgulama alanı oluşturmuyor. Her şeyin steril ve kusursuz oluşturulduğu güncel üretim dünyasında, buna mimarlık alanı da dahildir, neredeyse hiçbir nesne nasıl yapıldığına ait izleri üzerinde taşımamaktadır. Çünkü üretim, yapısal detaylar, maddenin gereklilikler bağlamında nasıl dönüştürüleceği kişinin düşünsel alanında geliştirilebilecek bir özgünlük tarifi olmaktan çıkmıştır. Mekanik ve fabrikasyon, önceden deneyimlenmiş ve nasıl oluşacağı mutlak olarak bilinen yapma biçimleri bugün tüm tasarım ve üretim alanını dolduruyor. Bu nedenledir ki tüm nesneler büyüklük ve işlevleri ne olursa olsun birbirine benziyor. Çok bilinen şu iki örnek standart olandan uzaklaşıldığında ne oluştuğunu anlamak adına önemli olacaktır; Herzog de Meuron’un Şarap Mahzeni ve Peter Zumthor’un Aziz Klaus Şapeli madde, işlev, biçimleniş ve yapım yöntemleri olarak özgün yapma eyleminin ne doğurabileceğini bize anlatırlar. Dolayısıyla, bugün var oluşunu çok da açıklayamamış, anlam ve nesne arasındaki bütünlüğü kuramayan yapma biçimleriyle meydana gelmiş binaların ve diğer tasarım nesnelerinin her şeyini hazır olarak sunuyor olması, yapma eylemi adına bir gelişmenin devam ediyor olduğu anlamına gelmeyebilir. Tasarımın alanında her büyüklükten nesneye ait bilginin, bu nesnenin nasıl yapıldığına ait tekniğin tasarımcılar tarafından anlaşılması yeni ve özgün olanın üretilmesinde büyük önem taşımaktadır.

Bugünlerde mekanın üretilmesinin aslında yapabilme yeteneğimizin bir sonucu olmadığı söylenebilir. Tekrar üzerine kurulu, sonuçta ne oluşacağı bilinen yapısal bilgi, kusursuz steril malzemelerin, onlara ait detayların zenginliği olarak bir tasarımın nasıl yapılabileceği veya nasıl nesneleştirileceği sorgusunu ortadan kaldırmış durumda. Mimarlığın bilgi derinliği mimarın bir şeyi nasıl yapabileceğinin bilgisini daha tasarım başlamadan onun önüne koyuyor. Oysa 19. Yüzyılda Semper’in mekânın üretilebilmesine yönelik sorgulamasında sunduğu açılımlar üç mesleğin bilgisi ve yapım tekniklerinin mimari bütünlük etrafında toparlanmasını ifade ediyordu. Mimarın bu üç mesleğin bilgisine sahip olabilmesi bir taş ustasının, bir seramik ustasının, bir marangozun bilgisi ile donanması ile mekânın üretilebileceğini öngörmüştü. Bu bağlamda zeminin, duvarın, örtünün, çatının her biri mekâna varlık ve farklılık katan yapısal parçalar olarak hem mekanın asal unsurları olduğunu hem de yapma fikrinin varlık bulacağı, mimarın kişisel farklılığını gösterebileceği alanlar olduğu söylenebilir.

Bugün her ne kadar mimar profilinin mekanı üretmesindeki araçları değişmiş görünse de aslında mekânsal varoluşun kökenlerinde bu üç asal mesleğin aramak hiç de yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla mekanı yeniden ve özgün olarak üretmek için öncelikle maddenin niteliği ve nasıl yapılacağına ait özelleşmiş bilgi ve tekniklere yönelmek, tıpkı üç ana mesleğin özgün üretimlerinin kökeninde olduğu gibi, günümüz mimarı için daha anlamlı olacaktır. Mekânın üretilmesi girişimi olarak yapma fikrinin yeniden keşfi mimarlık alanında özgün olana ulaşmanın bir arayışı olarak değerlendirilebilir. Düşünce ve eylem olarak bir ahşap detayını yüzyıllardır süregelen ifadelerine paralele veya hiç olmayacak bir biçimde üretmek bugünün standartlaşan yapım bilgisine karşı alternatif yapısal biçimlerin geliştirilmesinin ve mekânsal zenginliklerin kurulmasının bir yolu olarak görülmektedir.

Bu bağlamda, TOBB ETÜ Mimarlık Bölümü, Zonguldak Valiliği ve Arkitera işbirliğinde “Zonguldak İçin Yap” başlığı altında bir çalıştay düzenlenmesi planlanmıştır. Bu çalıştayda bir maddenin bir nesneye dönüştürülmesinde özelleşmiş yapma fikirlerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece, örneğin ahşabın biçimin oluşturulmasındaki yeteneklerinin keşfedilmesi; yan yana nasıl dizileceği, üst üste nasıl yığılacağı, uç uca nasıl ekleneceği, üst üste nasıl bindirileceği gibi, çatkıyı kuracak, bilgi ve teknikler sayesinde yapma kavramının/eyleminin tartışılması sağlanacaktır. Yapım tekniğinin tasarlanması süreci olarak tanımlanabilecek bu çalıştay sürecinde yapıma ait standart bilginin aktarılması/tekrar edilmesi yerine deneyimlerin/deneyin alanında özgün bilgilerin üretilmesi önemsenmektedir.

Zonguldak Valiliğinin destek ve himayesinde, üniversitelerin mimarlık ve tasarım bölümlerinden 1. ve 2. sınıf düzeyinde öğrencilerin katılımı ile yapılması planlanan bu “yapma” çalıştayında katılımcılar, Zonguldak’ın doğal kimliğinin bazı parçalarını kendi geliştirecekleri tekniklerle yeniden üreteceklerdir. Böylece hem kolektif bir çalışma ortamının üretimleri üzerinden “yapma” yeteneğimizin sonuçlarını tartışmak hem de bir kentin ekolojik niteliklerini yerel değerlerini ülke gündemine getirmek mümkün hale gelecektir.
Haziran ayının ilk haftasında yapılması öngörülen bu çalıştayda, gerekli olan malzeme, araç ve gereçlerin büyük çoğunluğu Zonguldak Valiliği tarafından karşılanacaktır. Katılımcılardan varsa matkap, basit elektrikli ahşap kesiciler ve testere gibi aletlerini getirmeleri ve yapısal bir üretimin gerçekleşeceği bu çalıştay sürecinde, bir şeyi üretmeye yönelik her tür ezberlenmiş/tekrar eden hazır detay bilgisini unutmaları beklenmektedir. Bir çatkıyı; sonuçta biçimi üretecek yapısal deneyi başlatıp ilerletecek heyecana sahip olmak ve ortak çalışma yapabilme arzusunda olmak her şeye yetecektir.
Bu bağlamlarda çalıştayda, bir örümceğin, bir ağacın veya bir boz ayının yeniden nasıl üretilebileceği gibi tasarım problemlerine yönelik yapısal denemeler; nesneler oluşturulacaktır. Böylece, tasarımcıların bir problemi kavrayışı, çözüme yönelik seçimleri, yapma yöntemleri ve biçime ulaşmada seçtikleri çatkı detayları özgün bir “yapma fikri” ya da “bir tasarım geni üretimi” olarak, hazır yapısal bilgilerin karşısında, özgün olana ulaşmanın yöntemlerini onların edinmesini sağlayacaktır.

Henüz kurulmamış olan da, bu özgün üretim yöntemleri sayesinde öncelikle zihinsel/fikren sonrasında da yapmaya yönelik eylemlerimizin bir sonucu olarak sonradan varlık kazanabilir.